Televizyon, Sosyal Medya ve Oyunların Karanlık Yüzü

Televizyonun karşısına geçiyoruz… Kadın programlarında gün be gün hayatın en karanlık öyküleri sergileniyor. Tecavüz, şiddet, aile içi trajediler… Konukların yaşadığı acılar reyting uğruna pazarlanıyor. Daha kötüsü, izleyici bu olaylara o kadar maruz kalıyor ki, bir süre sonra “normal” gelmeye başlıyor. Korkunç olanın olağanlaştığı yerde toplumun vicdanı körelmez mi?

GÜNCEL - 11-09-2025 11:12

Mafya dizilerine bakın mesela… Suç ve cezasızlık, gençlere kahramanlık hikâyesi gibi sunuluyor. Silahı eline alan, racon kesen, şiddet uygulayan karakterler, toplumun özellikle gençlerin gözünde “güçlü” figürlere dönüşüyor. Oysa gerçek hayatta bu yolun sonu hapishane ya da mezarlık. Ama ekranda işler öyle yürümüyor; şiddet, alkış toplayan bir gösteriye dönüşüyor.

Sosyal medyada durum farklı mı? Hayır. Orada da “ifade özgürlüğü” maskesiyle nefret kusuluyor. Çocuklar zorbalığın, hakaretin ve linç kültürünün tam ortasında büyüyor. Her gün bir başkası sosyal medyanın hoyratlığına kurban gidiyor. Küçücük yürekler, beğeni uğruna kırılıyor, özgüvenini kaybediyor.

Bir de oyunlar var… Şiddet üzerine kurulu senaryolar, öldürmenin başarı sayıldığı sanal dünyalar… Çocuklarımız ekran başında saatlerce “vur, kır, yok et” komutlarına maruz kalıyor. Oyun odalarındaki seviyesiz sohbetleri de cabası. Sanal dünyada normalleşen bu hoyratlık, gerçek hayatta empatiyi törpülüyor, şiddeti meşrulaştırıyor.

Peki çözüm? Elbette var. Önce ekranı yönetenler, etik sorumluluklarını hatırlayacak. Ardından aileler, çocuklarını yalnızca “seyirci” değil, bilinçli birer medya okuryazarı olarak yetiştirecek. Okullar bu bilinçlenmeye destek olacak.

Unutmayalım: Şiddeti olağanlaştıran her ekran, geleceğimizi karartıyor.
Geleceğimizin teminatı çocuklarımızın ruhunu televizyon programlarının, sosyal medyanın ve sanal oyunların hoyratlığına teslim edersek, yarın çok geç olabilir.

Zeynep Ceyda Akduman

Günün Diğer Haberleri