Türkiye bu cümleye kolay gelmedi.
Kırk yılı aşkın süredir süren acıların, kayıpların, vedaların; ağıtlara dönüşen hayatların ardından bu ülke bir eşikten geçiyor. O eşikte, bir annenin gözyaşı var. Bir babanın hiç sönmeyen mezar başı nöbeti var. Bir çocuğun, “Babam ne zaman gelecek?” sorusu var. Ve elbette, bir milletin içinden hiç eksilmeyen duaları…
Bu haber, sadece bir örgütün geri çekilme açıklaması değildir. Bu, on yıllardır süren terörün ardından devletin ve milletin sabırla, akılla, kararlılıkla yürüttüğü bir sürecin meyvesidir. Kolay olmadı. Siyasi hesapların, toplumsal kırılmaların, güvenlik kaygılarının arasından geçerek gelindi buraya. Ama en çok da yüreğini taş eden halkın iradesiyle.
Terörsüz Türkiye, bir slogandan ibaret değil artık. Gerçekleşme ihtimali daha da somut bir hedef. Evet, yol uzun. Bu bir varış değil, bir başlangıçtır. Hemen yarın her şey güllük gülistanlık olmayacak, farkındayız. Ama bir ülke düşünün ki artık çocuklarını dağlara değil, okullara uğurlamak istiyor. Bir ülke düşünün ki artık çatışmalarla değil, üretimle, bilimle, sanatla gündeme gelmek istiyor.
Ve bir halk düşünün ki artık karanlığa değil, huzura inanmak istiyor.
Bu süreçte en büyük pay, adını bilmediğimiz, hikâyesini hiç duymadığımız nice şehidimizindir. Onlar sayesinde bugün bu cümleleri yazabiliyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Türkiye’nin barışa, sükûnete ve huzura yürüdüğü bu yol, kırılgan ama kıymetlidir. Siyaset üstü, ideoloji ötesi bir hayaldir bu. Hepimize düşen, bu süreci sahiplenmek, sabırla izlemek, iyi niyetle katkı sunmaktır.
Çünkü artık mesele sadece “terörün bitmesi” değil… Asıl mesele, bize yakışan bir barışı nasıl kuracağımızdır.