İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Alkan tarafından hazırlanan 25 Ağustos 2026 tarihli bilirkişi raporunda; 2016 yılında gerçekleştirilen otopsiye ait 145 fotoğraf ve video görüntüleri, dönemin Adli Tıp Kurumu raporları, kriminal incelemeler, olay yeri kayıtları, tanık ifadeleri, 19 Ağustos 2026 tarihli fethi kabir tutanağı ve soruşturma dosyasındaki diğer adli tıbbi belgeler birlikte değerlendirilmiştir.

Bilirkişi raporunda özetle;

- Denizolgun’un otopsi fotoğrafları ve video kayıtlarında, sağ meme alt kısmından göğüs ortasına doğru sıralanan yaklaşık 4x6 cm, 3x5 cm, 2x4 cm ve 1x2 cm boyutlarında 4 ayrı ekimotik alan bulunduğu,

- Söz konusu ekimotik alanların altındaki dokularda da kanama görülmesinin, bu lezyonların ölümden önce meydana geldiğini gösterdiği,

- Lezyonların büyüklüğü ve göğüsteki yerleşimleri dikkate alındığında, bir kişinin göğse diziyle basarken ağız ve burnu bir yastıkla kapatarak nefessiz bırakması şeklindeki bir ölüm mekanizmasının mümkün olduğu,

Mevcut bulgular ve otopsi tarihindeki ileri derecedeki çürüme durumu dikkate alındığında, Denizolgun’un ağız ve burnunun kapatılması suretiyle kasten öldürülmüş olma ihtimalinin bilimsel ve objektif olarak dışlanmasının mümkün olmadığı,

2016 yılında düzenlenen otopsi raporunda ölümün “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak değerlendirilmesine karşın, mevcut belgeler üzerinden travmatik olmayan beyin kanaması sonucuna ulaşılmasını sağlayacak yeterli objektif bulgunun ortaya konulmadığı ve bu yönüyle adli tıbbi eksiklik bulunduğu,

2016 yılındaki incelemelerde Denizolgun’un dokuları ve çürüme sıvılarında baryum, arsenik, kadmiyum, cıva ve nikel gibi ağır metallere rastlandığı, ancak bu maddelerin düzeylerinin belirtilmemesi nedeniyle ölüm üzerindeki etkilerinin mevcut verilerle objektif olarak değerlendirilemediği,

Ölüm nedeninin kesin olarak ortaya çıkarılabilmesi amacıyla Denizolgun’un tüm tıbbi öz geçmişinin değerlendirilmesi, 2016 yılındaki otopsiden kalan şahit numuneler ile fethi kabir işlemi sonrasında alınan numuneler üzerinde yeni analizler yapılması gerektiği,

Yapılacak incelemelerin ardından dosyanın Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu ile 5. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından müştereken değerlendirilerek ölümün neden ve şeklinin net ve objektif biçimde ortaya konulması gerektiği tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Bilirkişi raporunda ortaya konulan bulgular doğrultusunda, Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin ölüm nedeni ve şeklinin bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulması amacıyla adli tıbbi incelemeler ve delil toplama işlemleri devam etmektedir.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma, fethi kabir işlemi sonucunda elde edilen bulgular, HTS kayıtları, olay tarihindeki kolluk kayıtları, tereke dosyasından temin edilecek bilgi ve belgeler, devam eden ifade işlemleri ve toplanacak diğer delillerle birlikte hassasiyetle ve genişletilerek sürdürülmektedir.

2016’DAKİ RAPORDA “DOĞAL ÖLÜM” DENİLMİŞTİ

Başsavcılık açıklamasında, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi’nin 17 Ekim 2016 tarihli raporunda ölümün “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak değerlendirildiği belirtilmişti. 

Bu raporun altında imzası bulunan doktorlar da soruşturma altında.

OTOPSİ VİDEOSU İÇİN ÖNCE “YOK”, SONRA “VAR” DENİLDİ

Başsavcılık, otopsi video kaydını 24 Şubat, 1 Haziran ve 14 Temmuz 2026 tarihlerinde Adli Tıp Kurumu’ndan istedi.

Bu taleplere özü itibarıyla “böyle bir kayıt yoktur” şeklinde yanıt verildi.

Ancak 18 Ağustos 2026 tarihinde kaydın bulunduğu bildirilerek video Başsavcılığa gönderildi.

Bu nedenle ilgili Adli Tıp Kurumu idarecisi hakkında ilk etapta “resmi belgede sahtecilik” suçundan soruşturma yürütülüyor.

Başsavcılık; fethi kabir işlemi, HTS kayıtları, ilgili kurumlarla yapılan yazışmalar, devam eden beyan işlemleri ve toplanacak diğer deliller doğrultusunda soruşturmanın genişletilerek sürdürüleceğini açıkladı.
 

 

Zeynep Ceyda AKDUMAN